Herkese Merhaba.
Bu yazı bir grup aktif blog yazarı tarafından hazırlanmış ortak bir yazı. Çünkü blog ve bloggerlığın ne olduğunun yanlış bilindiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Blog Yazarı arkadaşlarımızdan biri Instagram'da "Blog nedir biliyor musunuz?" diye anket yaptı. Sonuçlar bizi çok üzdü. O yüzden kendimizce açıklamak istedik.
Blog; Belirli bir konuyu anlatan paylaşımların yapıldığı web tabanlı sitelerdir. Mesela şu an bu yazıyı okuduğunuz yerdir. Kendine ait bir adresi vardır.
Pek kolay değildir. Çok aşamalıdır, hatta yorucu ve masraflıdır ama zevklidir. Sizlere bir blog paylaşımı için neler yaptığımızı da anlatmak isteriz.
Neyi yazacağımıza karar verdikten sonra, fotoğraflarını çekeriz. Bazen 100-150 fotoğraf içinden seçip ayırırız, düzenleriz. En az bir kaç saatimiz bununla geçer.
Yazacaklarımız farklı kişilerin deneyimini de içerecekse araştırma yaparız. Okuruz, sorarız, didikleriz.
Yazmaya başladığımızda kullandığımız dile, imlaya dikkat ederiz. Yazımız, arayan kişinin karşısına kolaylıkla çıksın diye yazı başlığını özenle seçip, etiketlerini hazırlarız. Şimdi yayına hazırız.
Yazıp yayınlamakla bitmez işimiz. Yayılsın, okunsun isteriz. Bu yüzden Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest, Google Plus gibi sosyal paylaşım sitelerinde de blogumuza dair hesaplar açarak paylaşımlarımızı yayınlarız.
Sizin gibi bizim de vaktimiz yok aslında. Hepimizin işi, ailesi ve ihmal edemeyeceği sorumlulukları var. Blogumuzu yaşatmak, sürekliliği sağlamak için kendimizden zaman çalarız.
Son zamanlarda sosyal paylaşım sitelerinde açtıkları hesaplarda, kendini Blogger olarak tanıtanlar olmaya başladı. Buna en çok Instagram'da rastlıyoruz. Herkes Instagram hesabı açabilir, istediği her konuda paylaşım yapabilir, bunu süreklilik haline getirebilir. DOĞRU OLMAYAN kişinin Instagram sayfasını BLOG zannetmesi, sadece Instagram üzerinden paylaşım yaparak da ben BLOGGER'ım demesidir.
Instagram'da sahip olunan sayfa, hesabınızdır. BLOG DEĞİLDİR.
Yapılan paylaşımlar hesap yönetimidir. BLOG YAZARI OLMAK DEĞİLDİR.
Biz bundan rahatsız olduk çünkü bir gün önce aldığı cilt bakım ürününü övüp alın aldırın diyeni de gördük, arkadaşımızın yıllardır yazdığı sitesinin adresini kendi sitesiymiş gibi firmalara yollayıp iş birliği teklif edeni de. Başka hesapların paylaştığı fotoğrafları ve yorumları kendileri almış denemiş gibi anlatanları da gördük, firmaların her paylaşımının altına "DM lütfen" yazıp ürün isteyenleri de. Bu tavır, Blogger tanımının lekelenmesi gibi gözüktü bize. Bazen Bloggerlara güvenmiyorum yazanları okuyoruz, kendi adımıza bizi üzüyor. Sosyal medya hesaplarıyla bloglarımızın bir tutulmamasını rica ediyoruz.
Yazı kalıcıdır. Kaç yıl önce yayınlanmış ve hala soru alan yayınlarımız var. Bunları gördükçe mutlu oluyoruz. Sizler yazdıklarımızı okudukça, yorum yaptıkça mutlu oluyoruz. Tek çabamız bloglarımıza sahip çıkmaya çalışmak. Biz yazmaya devam edeceğiz, lütfen sizler de desteğinizi esirgemeyin.
Sevgilerimizle.
Bu yazı bir grup aktif blog yazarı tarafından hazırlanmış ortak bir yazı. Çünkü blog ve bloggerlığın ne olduğunun yanlış bilindiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Blog Yazarı arkadaşlarımızdan biri Instagram'da "Blog nedir biliyor musunuz?" diye anket yaptı. Sonuçlar bizi çok üzdü. O yüzden kendimizce açıklamak istedik.
Blog Nedir?
İlk önce "Blog Nedir?" den başlayalım.Blog; Belirli bir konuyu anlatan paylaşımların yapıldığı web tabanlı sitelerdir. Mesela şu an bu yazıyı okuduğunuz yerdir. Kendine ait bir adresi vardır.
Blogger Nedir?
Blogger; Belirli bir konu hakkındaki deneyimlerini yazı ve fotoğraflarla anlatarak kişisel sitesinde yayınlayan kişidir. Bloglarımızda kimimiz gezip gördüğümüz yerleri anlatırız, kimimiz okuduğumuz kitapları, kimimiz yaptığımız makyajı kullandığımız kozmetik ürünlerini, kimimiz çocuklarımızı, kimimiz hayata dair herşeyi. Sınırsızdır.Pek kolay değildir. Çok aşamalıdır, hatta yorucu ve masraflıdır ama zevklidir. Sizlere bir blog paylaşımı için neler yaptığımızı da anlatmak isteriz.
Neyi yazacağımıza karar verdikten sonra, fotoğraflarını çekeriz. Bazen 100-150 fotoğraf içinden seçip ayırırız, düzenleriz. En az bir kaç saatimiz bununla geçer.
Yazacaklarımız farklı kişilerin deneyimini de içerecekse araştırma yaparız. Okuruz, sorarız, didikleriz.
Yazmaya başladığımızda kullandığımız dile, imlaya dikkat ederiz. Yazımız, arayan kişinin karşısına kolaylıkla çıksın diye yazı başlığını özenle seçip, etiketlerini hazırlarız. Şimdi yayına hazırız.
Yazıp yayınlamakla bitmez işimiz. Yayılsın, okunsun isteriz. Bu yüzden Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest, Google Plus gibi sosyal paylaşım sitelerinde de blogumuza dair hesaplar açarak paylaşımlarımızı yayınlarız.
Sizin gibi bizim de vaktimiz yok aslında. Hepimizin işi, ailesi ve ihmal edemeyeceği sorumlulukları var. Blogumuzu yaşatmak, sürekliliği sağlamak için kendimizden zaman çalarız.
Bloglar Neden Önemlidir?
Bilgiler ilk ağızdan ve deneyim sahibi kişi tarafından verildiği için önemlidir. Blog yazarı yani "Blogger" deneyimini paylaştığı konuyu, tüm gerçekliğiyle anlatmaya özen gösterir çünkü emek verdiği bloguna karşı kendini sorumlu hisseder.Son zamanlarda sosyal paylaşım sitelerinde açtıkları hesaplarda, kendini Blogger olarak tanıtanlar olmaya başladı. Buna en çok Instagram'da rastlıyoruz. Herkes Instagram hesabı açabilir, istediği her konuda paylaşım yapabilir, bunu süreklilik haline getirebilir. DOĞRU OLMAYAN kişinin Instagram sayfasını BLOG zannetmesi, sadece Instagram üzerinden paylaşım yaparak da ben BLOGGER'ım demesidir.
Instagram'da sahip olunan sayfa, hesabınızdır. BLOG DEĞİLDİR.
Yapılan paylaşımlar hesap yönetimidir. BLOG YAZARI OLMAK DEĞİLDİR.
Biz bundan rahatsız olduk çünkü bir gün önce aldığı cilt bakım ürününü övüp alın aldırın diyeni de gördük, arkadaşımızın yıllardır yazdığı sitesinin adresini kendi sitesiymiş gibi firmalara yollayıp iş birliği teklif edeni de. Başka hesapların paylaştığı fotoğrafları ve yorumları kendileri almış denemiş gibi anlatanları da gördük, firmaların her paylaşımının altına "DM lütfen" yazıp ürün isteyenleri de. Bu tavır, Blogger tanımının lekelenmesi gibi gözüktü bize. Bazen Bloggerlara güvenmiyorum yazanları okuyoruz, kendi adımıza bizi üzüyor. Sosyal medya hesaplarıyla bloglarımızın bir tutulmamasını rica ediyoruz.
Yazı kalıcıdır. Kaç yıl önce yayınlanmış ve hala soru alan yayınlarımız var. Bunları gördükçe mutlu oluyoruz. Sizler yazdıklarımızı okudukça, yorum yaptıkça mutlu oluyoruz. Tek çabamız bloglarımıza sahip çıkmaya çalışmak. Biz yazmaya devam edeceğiz, lütfen sizler de desteğinizi esirgemeyin.
Sevgilerimizle.
Merhaba, bir an evvel çekilişi sonuçlandırmak istiyorum fakat yorum yaptığı ismini listede göremediğim arkadaşlar var. Oldukça uğraştırdı. Bir kısmını buldum bir kısmını bulamadım. Bulamadıklarımı aşağıda listeleyeceğim. Salı gününe kadar takibe aldıkları isimlerini buraya yazarlarsa dahil edeceğim.
Ebru Çelik
Kısaca Dodi
Bi Blog
Mary
Yeşimle Her Telden
Rabia Gürbüz
TGBA
ECE
Siyah Lale
Çekiliş sonucunu Salı akşamı açıklayacağım.
Görüşmek üzere :)
Ebru Çelik
Kısaca Dodi
Bi Blog
Mary
Yeşimle Her Telden
Rabia Gürbüz
TGBA
ECE
Siyah Lale
Çekiliş sonucunu Salı akşamı açıklayacağım.
Görüşmek üzere :)
Çocuklu bir ailenin eminim ki en hassas noktası çocukları. 4 sene önce ilk çocuğumuz, oğlumuz dünyaya gelmeden önce ne kadar araştırsam da, öğreniyorum desem de aslında başıma ve başımıza gelecekler hakkında hiçbir şey bilmiyormuşum. Anne olunca anladım… :)
Evde bir bebek olması demek -ki daha iki bebek ve daha çok bebek kısmına geçmeyeceğim- sadece eve yeni bir fert gelmesi ya da en genel tabiri ile sofraya bir tabak daha eklenmesi değil. Mevzu bir bebeğin iki yaşına kadar ki sürecinde büyük masraf olarak görülen bebek bezi, mama, ıslak mendil, puset, oto koltuğu, yatak, ana kucağı, kanguru, iki hafta bile giyemeden küçülen çıt çıtlı bodyleri ve onun için alınan her şey de değil. Çok çook daha büyük.
Her şeyden önce aile kavramı tamamen değişiyor.
Önceden bütün planlar senin ve eşin üzerine ve sizin istediğiniz anlara göre yapılabiliyorken sonrasında plan yapma düşüncesi bile rafa kalkıyor.
Sadece nefes alıyor ve bebeğin ihtiyaçlarını gidermek için yaşıyor hale geliyorsunuz. Tüm alışkanlıklarınız, en sevdikleriniz, gezmeler, eğlenceler, kitap okumak, bir şeyler izlemek, içmekten keyif aldığınız bir içecek, biraz dolaşıp hava alayım düşüncesi, yemek yapmak ya da yemek ve çoğu zaman tuvaletinin geldiği an tuvalete gidebilmek bile ulaşılmaz hale geliyor.
Bütün bebekler aynı değil tabi.
Dünyaya uyum sağlaması bakımından daha kolay ve daha zor bebekler var fakat bu yazdıklarım aşağı yukarı bütün ailelerde yaşanıyor. Ailenizi büyütmeye karar verdiğinizde bütün bunları da göze alarak yola çıkmak gerekiyor.
Yaşarken fark ettim ki hayatımıza giren canımız bebeğimizle beraber gelen bu kısıtlamalara bir süre sonra farkında olmadan içten içe direnmeye başlıyoruz. Bebeğimizle ilgili her şey daha ağır bastığı için sindiriyoruz ve bir zaman sonra “Ben kimim, ne oldum, nasıl bir yaşam bu?” soruları beynimizi kemirir oluyor çünkü alışkanlıklarımız bizi terk etmek istemiyor. İşte yeni bebek sahibi olan ailelerde çatırdamalar genellikle böyle başlıyor.
Tabi ki bunu önlemenin, önlenemezse de rahatlatmanın yolları var.
İlk olarak yaşanabilecek tüm zorluklara bir anne ve baba olarak hazırlıklı olmaya çalışmak gerekiyor. “Hazırlıklı olmaya çalışmak” diyorum çünkü bebeğinizle beraber ne hikayeler paylaşacağınızı hayal bile edemezsiniz ama bazı bebeklerin uykuyla aralarının hiç iyi olmadığını bilmek bile uyumak istemeyen bir bebeğiniz olduğunda “Neden benim başıma geldi?” diye düşünmenizi engelleyecektir.
Ben Tracy Hogg & Melinda Blau - Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler adlı kitabı almıştım.
Kitap değil sanki tecrübesiz anne baba ansiklopedisi. :)
Tüm bebek sahibi olacak ailelere tavsiye ediyorum çünkü bu kitap bizim büyütmesi çok zor oğlumuzda en büyük kaynağımız oldu. Onun gibi davranan başka bebeklerin de olduğunu bilmek, öneriler üzerine hareket etmek, hep ağlayan hep kızgın hiç uyumak istemeyen (uyutmak için en olmaz dediğimiz yöntemleri bile sırayla uygular bulduk kendimizi), bizim gibi neye uğradığını şaşıran anne babalara iyi bir yol gösterici.
Ben hepsiburada.com’dan almıştım.
Hala da satılıyor.
Bebeği olacak annenin her şeyden önce hayatının tamamen değişeceği fikrini kabul etmesi gerekiyor bence. Hem evinin idarecisi hem yeni Dünyaya gelmiş bir bebeğin en ihtiyaç duyduğu kişi olmak bir koltukta bir kamyon karpuz taşımaya çalışmak haline dönüşebiliyor bazen ama biliyorum ki en önemlisi bebeğim o yüzden zaman zaman “amaaan be mutfak da dağınık kalsın” diyebilmeyi öğrenmek gerekiyor.
Bebeği olacak babanın bebekle ilgili tüm sorumlulukları anne kadar üstlenmeye hazırlanması hem anneyi rahatlatacak hem bebekle babanın bağlarını kuvvetlendirecek hem hamilelikti, doğumdu, lohusalıktı derken ister istemez uzaklaşan eşlerin birbirlerine yeniden sıkıca sarılmalarını sağlayacak.
Bizde böyle oldu. Eşim en büyük yardımcım, dostum, yoldaşım.
Bebeğin odası için hazırlık yaparken de mantıklı düşünmek lazım. Bir odayı kocaman mobilyalarla doldurup sonra da kullanmayan bir sürü tanıdığım var. Zaten o süreçte doktor masrafı, tahliller, doğum masrafı hesapta olmayan bir sürü ıvır zıvır varken ne gerek var lüzumsuz harcamalara. Açıkçası ben çocukların yaşlarına ve isteklerine göre odalarını şekillendirme taraftarıyım. Biz istediğimiz odada kullanabilelim diye park yatak aldık. Oğlum bir yaşına gelene kadar bizim odamızda park yatağında yattı sonra yatağını odasına taşıdık. İki yaşından itibaren tek kişilik yatağa alıştırdık. Şimdi park yatakta kızım yatıyor. Tepe tepe kullandık daha ne olsun. :)
Arkadaşlıklarınız da yavaş yavaş değişecek bunu garipsememek lazım. Misal iki çocuklu aile bebeğin kakası üzerine bile uzun uzun konuşabilecekken aynı mevzuyu çocuksuz bir arkadaşınızla konuşmaya çalıştığınızda sizin delirmiş olduğunuzu düşünecektir :) Çocuklu ailelerle vakit geçirmek, yaşadığınız sıkıntıların sadece sizin ailenizde olmadığını görmek, farklı yöntemler öğrenebilmek adına daha keyif verici olmaya başlayacaktır.
Aslında bir anne adayının her zaman en çok desteğine ihtiyaç duyduğu kişi sevgili eşidir. Kalıplarınızı kırın beyler, eşinizi ve bebeğinizi yalnız hissettirmeyin.
Torun bekleyen anneanneler, babaanneler, dedeler unutmayın ki çocuklarınızın size ve anlayışınıza her zamankinden daha çok ihtiyaçları var.
Aslında her şey evden çıkamadığım şu günlerde nedir, ne işe yarar, var mıdır diye araştırırken en çok bloglardan faydalandığımı fark ettiğimde başladı.
Bir de ekşi sözlük var tabi :)
Dedim ki madem ben bilgiye bu şekilde ulaşıyorum en azından kendi kullandıklarım ya da deneyimlediklerim hakkında katkım olsun hayata.
Kullandığım tuz, hazır alıp yediğim yemek, makinede donup duran çamaşır deterjanı, çocuklarımın oyuncakları, eşimin ayakkabısı kısaca her şeyden bi’ şeyler olsun istedim.
İşte bu yüzden blogluyorum.net le haydi vira :)
Bir de ekşi sözlük var tabi :)
Dedim ki madem ben bilgiye bu şekilde ulaşıyorum en azından kendi kullandıklarım ya da deneyimlediklerim hakkında katkım olsun hayata.
Kullandığım tuz, hazır alıp yediğim yemek, makinede donup duran çamaşır deterjanı, çocuklarımın oyuncakları, eşimin ayakkabısı kısaca her şeyden bi’ şeyler olsun istedim.
İşte bu yüzden blogluyorum.net le haydi vira :)









